Deprem Sonrası Van’ın Çarpık Kentleşme Dramı: Mimar Saim Hakan Uyardı

09.12.2025
66

2011 Van Depremi’nden sonra yapılan düzenli inşaat çabalarına rağmen, Mimar Saim Hakan’a göre kent, uzun vadede kontrolsüz ve plansız yapılaşma dalgasına teslim oldu.

HABER LİNKİ: Deprem sonrası Van’ın çarpık kentleşme dramı: Mimar Saim Hakan uyardı – Van Haber – Van Haberleri | Son Dakika Van Haberleri

Van’daki çarpık kentleşme sorunu, özellikle 2011 depreminin ardından hızlanan kontrolsüz yapılaşma ve yüksek jeolojik risk nedeniyle katlanarak büyüdü. Sorun, sadece kaçak veya ruhsatsız yapılardan değil mevcut imar planlarına aykırı ruhsatlı yapılardan da kaynaklanıyor.

Van’daki çarpık kentleşmenin temel etkileri; yetersiz altyapı, düşük kentsel yaşam kalitesi can güvenliğini tehdit eden yapısal riskler olarak öne çıkmaktadır. Uzmanlar, dar sokakların acil durum araçlarının manevra yapmasını engellediğini ve plansız yapılaşmanın altyapıyı çökertmesi sonucu halk sağlığı risklerini artırdığını belirtiyor. Ayrıca, geçmişteki imar affı uygulamalarının, “nasıl olsa af çıkar” algısını güçlendirerek yeni plansız yapılaşma dalgalarını teşvik ettiği ve riskli yapı stokunun artmasına yol açtığı aktarıyor.

Van’ın yapılaşma sorunlarına dikkat çeken Mimarlar Odası Van Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Mimar Saim Hakan, kentin yaşadığı büyük deprem felaketine rağmen yapılaşma düzeninde kalıcı iyileşme sağlanamadığını ve yapı stokunun tehlikeli boyutlara ulaştığını aktarıyor.

Hakan, “Van kentindeki yapı stokunun plansız/çarpık kısmı büyük olasılıkla %25–%45 aralığında düşünülebilir. Bu oran bazı mahallelerde çok daha yüksek, bazı merkezî ve toplu konut yapılan bölgelerde çok daha düşüktür. Deprem sonrası dönemde (2011’in hemen ardından) merkezde ve yıkılan alanlarda düzenli yeniden inşa çabalarıyla tehlikeli/kaçak yapı stoku kısmî azalma gösterdi; fakat uzun vadede göç, konut talebi ve denetim/altyapı eksiklikleri nedeniyle çevre yerleşimlerde plansızlık yeniden artış gösterdi.”

“Çarpık Kentleşme” tanımı genişledi: Ruhsatlı yapı bile sorunlu

Hakan, çarpık kentleşme kavramının yanlış anlaşıldığını ve sadece kaçak yapıya indirgenemeyeceğini vurguladı:

“’Çarpık kentleşme’, sadece kaçak yapılaşmayı ifade eden dar bir kavram değildir. Kentsel gelişimin bütüncül planlama ilkelerine aykırı biçimde, parçalı ve niteliksiz ilerlemesini anlatır. Evet, kaçak yapılaşma çarpık kentleşmenin en görünür bileşenlerinden biridir; ancak tek başına bunu açıklamaz. Kaçak yapı, plan kararlarını ve kentsel bütünlüğü bozduğu için çarpıklığa katkı sağlar, fakat çarpık kentleşme bu durumun ötesinde yer alır. Van’da zaman zaman görülen, imar planının öngördüğü yoğunluk, yükseklik, fonksiyon veya kütle ilişkilerine aykırı olduğu hâlde ruhsatlandırılmış yapılar da çarpık kentleşmeye dâhildir. Yani bir yapının ‘ruhsatlı’ olması, kentsel kaliteyi bozmadığı anlamına gelmez. Ruhsatın plan kararlarıyla uyumsuz verilmesi, çarpık kentleşmenin kurumsal bir boyutudur.”

Hakan, çarpık kentleşmenin yalnızca binaların formuyla değil, kentin yaşanabilirliğiyle de ilgili olduğunu belirterek; yol, su, kanalizasyon, otopark yetersizliği, kamu donatı alanlarının (okul, park, sağlık tesisi vb.) eksikliği, ulaşımdaki düzensizlik ve deprem riskine uygun olmayan yer seçimleri ve zemin kullanımı gibi altyapı ve çevresel sorunların da çarpık kentleşmenin ayrılmaz bir bileşeni olduğunu ekledi.

Güvenlik Krizi: İtfaiye Girişine Engel Dar Sokaklar

Plansızlığın kentsel işleyişi çökerttiğini ve halk sağlığı ile güvenliğini doğrudan tehdit ettiğini belirten Hakan, özellikle dar yolların kentsel riskin en yüksek olduğu alanları yarattığını vurguladı:

“Dar yollar sadece trafik problemi değildir; kentin mekânsal omurgasının deformasyonudur. Acil durum erişimi bozulur: İtfaiye ve ambulansın geçemediği sokaklar, kentsel riskin en yüksek olduğu alandır. Güneş ışığı ve hava sirkülasyonu engellenir: Bina bloklarının birbirine aşırı yaklaşması, kentsel kanyon etkisi yaratır; ısı adası ve hava kalitesi bozulur. Yayalar için güvensiz çevre oluşur: Kaldırım yokluğu veya yetersizliği, yaya hareketliliğini kısıtlar. Düzensiz parselasyon, imar yolunun açılmamış olması, eğimli alanlarda gelişi güzel yapılaşma gibi nedenlerle birçok mahallede yol ağı: Çıkmaz sokaklarla dolu, hiyerarşisi bozuk bir formdadır. Bu nedenle dar yollar, kent yaşam kalitesini fiziksel, sağlık ve güvenlik açısından en kritik seviyede düşüren başlıca etkenlerden biri, çarpık kentleşme ise doğrudan can güvenliğini tehlikeye atan yapısal bir krizdir.”

Otopark yetersizliğinin ise kentsel mekânın yanlış kullanımı olduğunu, sokakların park alanına dönüşmesinin trafik akışını bozduğunu ve kamusal alanı bitirdiğini ifade etti. Ayrıca yeşil alan eksikliğinin psikolojik sağlık üzerinde olumsuz etki yarattığını, kentsel ısı adası etkisini yükselttiğini ve çocuk oyun alanları ile toplumsal buluşma mekânlarını ortadan kaldırarak sosyal yaşamı zayıflattığını sözlerine ekledi.

Plansızlığın faturası: Altyapı çöküşü ve salgın hastalık riski

Hakan, plansız yapılaşmanın altyapı üzerindeki etkilerinin kent sağlığını tehdit eden kritik bir yapısal risk olduğunu vurguladı:

“Plansız yapılaşmanın yoğun olduğu bölgelerde altyapı sistemlerinin yetersizliği, mimarlık ve şehir planlama disiplinlerinde en kritik yapısal risk alanlarından biridir. Bu yetersizlik yalnızca estetik veya kullanım konforu sorunları yaratmaz; doğrudan halk sağlığını, çevresel güvenliği ve afet dayanıklılığını etkiler. Su altyapısındaki hat kapasiteleri nüfusa göre hesaplanmaz. Su şebekeleri gelişigüzel eklenen bağlantılarla ‘yamalanarak’ çalışır. Kaçak kullanımlar nedeniyle basınç düşmeleri sık görülür. Kanalizasyon altyapısındaki Atık su hatları yeterli çapta değildir. Yağmur suyu drenajı ya hiç yoktur ya da kanalizasyona bağlanmıştır. Yanlış eğimli hatlar nedeniyle geri tepme yaşanır. Halk sağlığı açısından ishal, hepatit A, tifo gibi su kaynaklı salgın hastalıklar, artan nem nedeniyle solunum yolu enfeksiyonları, kanalizasyon taşmaları nedeniyle çevresel kontaminasyon, elektrik kesintileri nedeniyle ısıtma sorunları, Küf ve rutubetli yaşam alanlarının tetiklediği astım ve alerjik hastalıklar ile ağır metal ve kimyasal sızıntıların toprağa karışmasıyla çevresel kirlenme gibi riskler oluşur. Sonuç olarak; plansız yapılaşmanın altyapı üzerindeki etkileri, yalnızca ‘estetik veya düzen’ meselesi değil; kent sağlığını, güvenliğini ve sürdürülebilirliğini doğrudan tehdit eden bir mühendislik problemidir.

İmar Afları: Yeni kaçak yapı dalgalarını tetikledi

Van gibi büyük bir deprem yaşamış bir şehir için imar aflarının etkilerini değerlendiren Hakan, bu uygulamaların plansızlığı ödüllendiren bir mekanizma olarak işlediğini savundu:

“İmar affı uygulamaları, Van’da (ve Türkiye’nin çoğu kentinde) çarpık yapılaşmayı azaltmak bir yana, yeni plansız yapılaşma dalgalarını tetikleyen en güçlü faktörlerden biri olmuştur. Bu, hukuka aykırı yapılaşmayı ‘ödüllendiren’ bir algı oluşturdu. Af, kısaca yapılmış kaçak veya plansız bir yapının sonradan yasallaştırılması anlamına geliyor. Bu, özellikle Van gibi deprem riski yüksek kentlerde şu etkiyi yarattı: ‘Nasıl olsa tekrar af çıkar’ düşüncesiyle yeni kaçak yapılar üretildi. Kaçak yapı yapmak, denetime uygun bina yapmaktan daha kolay ve daha ucuz hale geldi. Plan kararlarına uyma zorunluluğu zayıfladı.”

Çözümün anahtarı: Siyasi irade ve etkin denetim

Çarpık yapılaşmayı önlemede yerel yönetimlerin rolünün kritik olduğunu vurgulayan Hakan, öncelikli görevin net olduğunu belirtti:

“Çarpık yapılaşmayı önlemede tek bir ‘en kritik görev’ yoktur; ancak yerel yönetimlerin rolü öncelik sırasına göre değerlendirildiğinde, bu Güçlü Siyasi İrade + Etkin ve Sürekli Denetimdir. Çarpık yapılaşmanın doğrudan nedeni, planlara aykırı müdahalelerin engellenmemesi, denetim mekanizmalarının zayıflığı ve siyasi/idarî tolerans ortamıdır. Plan, denetim ve yaptırım üçlüsü güçlü değilse diğer tüm mekanizmalar etkisiz kalır. Siyasi irade olmadan teknik doğrular uygulanamaz. Plan ne kadar doğru olursa olsun, güçlü bir siyasi duruş yoksa: Plan tadilatları kolaylaşır, Kentsel rant baskısı artar, İmar aflarına kapı aralanır, Yapı yoğunluğu kontrolsüz yükselir. Her şey denetimle çözülemez; toplumsal farkındalık, ihtiyacın kökünü azaltır. Kentsel uzlaşma mekanizmaları, kentsel dönüşümde malik–belediye arasındaki çatışmaları azaltır. Sağlam bir mimari ürün, sağlam bir teknik kontrol sistemi olmadan ortaya çıkmaz. Ancak bu ürünün kentle barışık olması için toplumsal bilinç ve uzlaşma süreci şarttır.”

Mimar Saim Hakan, bu kapsamlı değerlendirmeler ile çarpık kentleşme sorununun yalnızca estetik değil, sistematik bir güvenlik krizi olduğu mesajını verdi.